Görünmeyen Etkiler – Bölüm 04/12
Neden Aynı İnsan Tipleri Hayatımıza Tekrar Tekrar Giriyor?
Benzer ilişkiler, benzer hayal kırıklıkları ve benzer roller neden tekrar eder? Bağlanma örüntüleri, tanıdıklık, partner seçimi, ilişki beklentileri ve spiritüel “tekrar eden ders” yorumunu birbirine karıştırmadan inceliyoruz.

Can cana, kalpten kalbe selamlar…
Bazen hayatımıza giren insanların yüzü, mesleği ve hikâyesi değişir; fakat biz ilişkinin içinde yine aynı duyguyu yaşarız. Yine bekleyen, açıklayan, taşıyan ya da karşı tarafın sevgisini kazanmak için kendinden vazgeçen kişi oluruz. Sonra da “Neden hep aynı insanları çekiyorum?” diye sorarız.
Ben bu soruya suçlu arayarak değil, örüntüyü görünür kılarak bakmayı seviyorum. Çünkü karşımızdaki kişinin davranışlarından biz sorumlu değiliz; ama hangi işareti tanıdık bulduğumuzu, hangi sınıra geç izin verdiğimizi ve sevgiyi hangi duyguyla karıştırdığımızı fark edebiliriz.
“Döngüyü görmek geçmişi suçlamak değil; gelecekteki seçimimize ışık yakmaktır.”
Bazen isimler değişir ama hikâye şaşırtıcı biçimde aynı kalır.
Bir ilişkide sürekli ulaşılmaz insanlara çekiliriz. Başka birinde yine “kurtaran” kişi oluruz. Bir başkasında başta çok ilgili görünen birinin zamanla uzaklaştığını fark ederiz. Sonra ilişki biter, hayatımıza yeni biri girer ve birkaç ay sonra kendimizi tanıdık bir duygunun içinde buluruz.
O noktada insanın aklına güçlü bir soru gelir: “Neden hep aynı insanları buluyorum?”
Bu soru bazen “kaderim böyle” diye cevaplanır. Bazen “yanlış insanları çekiyorum” denir. Bazen de bütün sorumluluk karşı tarafa yüklenir.
Oysa tekrar eden ilişkileri anlamak için daha dikkatli bir çerçeve gerekir. Çünkü çoğu zaman hayatımıza birebir aynı insanlar girmez; benzer özelliklere, benzer ilişki dinamiklerine veya bizi benzer rollere sokan etkileşimlere çekilebiliriz.
Üstelik bu örüntüler yalnızca çocuklukla açıklanamaz. Geçmiş ilişkiler, öğrenilmiş beklentiler, kişilik, sosyal çevre, partner tercihleri, sınırlar ve o dönemdeki ihtiyaçlarımız da seçimlerimizi etkileyebilir.
Bu yazının temel sorusu bu nedenle “Neden hep aynı insan geliyor?” değil, biraz daha derindir:
“Ben hangi ilişki dinamiğinin içine tekrar tekrar giriyorum ve bu dinamik bana neden tanıdık geliyor?”
Kısa Cevap: Aynı Kişiyi Değil, Aynı Örüntüyü Seçiyor Olabiliriz
Kısa cevap şudur: İnsanlar geçmiş deneyimlerinden, bağlanma eğilimlerinden, partner tercihinden ve ilişki içinde öğrendikleri davranışlardan etkilenebilir. Bu etkiler, farkında olmadan benzer partner özelliklerine yönelmeyi veya farklı partnerlerle benzer ilişki döngülerini tekrar kurmayı kolaylaştırabilir.
Araştırmalar erken bakım deneyimleri ile yetişkin bağlanma biçimleri arasında ilişkiler bulunduğunu, ancak bu ilişkinin basit ve değişmez bir kader olmadığını gösteriyor. Yetişkin bağlanması zaman içinde değişebilir ve erken deneyimlerin etkisi tek başına belirleyici değildir.
Prospektif çalışmalar da ergenlik dönemindeki bağlanma özelliklerinin yıllar sonra romantik ilişkilerin niteliği ve partner özellikleriyle ilişkili olabildiğini göstermiştir.
Dolayısıyla “hep aynı tip geliyor” hissinin arkasında tek bir görünmez güç aramak yerine, seçimlerimizi ve ilişki içindeki rollerimizi oluşturan örüntülere bakmak daha açıklayıcı olabilir.
1. Gerçekten Aynı İnsanları mı Seçiyoruz?
Önce küçük ama önemli bir ayrım yapalım.
İki partner dışarıdan birbirinden tamamen farklı olabilir. Biri sakin, diğeri sosyal olabilir. Biri farklı bir mesleğe, farklı bir yaşama ve farklı bir karaktere sahip olabilir.
Ama ilişkinin içinde siz yine aynı yerde kalabilirsiniz.
Örneğin:
• Siz sürekli daha fazla yakınlık isteyen taraf olabilirsiniz.
• Karşı taraf geri çekildikçe siz daha çok açıklama yapıyor olabilirsiniz.
• Siz sorun çözen ve taşıyan kişi olurken karşı taraf sorumluluktan kaçıyor olabilir.
• Başlangıçta yoğun ilgi görüp daha sonra belirsizlik yaşamaya alışmış olabilirsiniz.
• Kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atıp ilişkinin sürmesini öncelik haline getiriyor olabilirsiniz.
Bu durumda tekrar eden şey “insan tipi” değil, ilişkinin içinde oluşan roldür.
Bu fark çok önemlidir. Çünkü karşı tarafları tek tek değiştirmek, kişi aynı ilişki pozisyonunu sürdürüyorsa örüntüyü otomatik olarak değiştirmeyebilir.
2. Tanıdık Olan Neden Bazen Güvenli Gibi Gelir?

İnsan zihni tanıdıklığa güçlü biçimde tepki verir. Tanıdık olan her zaman sağlıklı değildir; fakat daha kolay okunabilir ve daha öngörülebilir hissedebilir.
Bu nedenle bir ilişkinin ilk günlerinde “çok farklı ama garip biçimde tanıdık” hissi oluşabilir.
Tanıdıklık bazen kişinin konuşma biçiminde, ilgi gösterme tarzında, mesafesinde, duygusal yoğunluğunda veya ilişkiye yaklaşımında ortaya çıkar.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Tanıdık gelen bir özellik otomatik olarak geçmişteki bir aile üyesinin kopyası olduğu anlamına gelmez. İnsan ilişkileri bundan çok daha karmaşıktır.
Ancak bağlanma kuramının “içsel çalışma modelleri” yaklaşımı, insanların kendileri ve başkaları hakkında ilişki beklentileri geliştirebildiğini öne sürer. Bu beklentiler yeni ilişkileri nasıl yorumladığımızı etkileyebilir. Uzunlamasına araştırmalar, bağlanma temsilleri ile daha sonraki romantik ilişki kalitesi arasında bağlantılar bulunduğunu göstermektedir.
3. Bağlanma Örüntüleri İlişkileri Nasıl Etkileyebilir?

Bağlanma kuramı, yakın ilişkilerde güvenlik, yakınlık, mesafe ve destek arama biçimlerimizi anlamak için kullanılan psikolojik çerçevelerden biridir.
Yetişkin bağlanma araştırmalarında özellikle iki boyut sık incelenir: bağlanma kaygısı ve bağlanmadan kaçınma.
Bağlanma kaygısı daha yüksek kişiler, reddedilme veya terk edilme ihtimaline karşı daha hassas olabilir. Kaçınma eğilimi daha yüksek kişiler ise yoğun yakınlık ve bağımlılık hissettiren durumlarda mesafe koymaya daha yatkın olabilir.
Bu eğilimler bir etiket veya kader değildir. İnsanlar bağlama, ilişkiye ve yaşam dönemine göre değişebilir.
Ancak iki kişinin yakınlık ihtiyacı ve stres karşısındaki davranış biçimleri bir araya geldiğinde tekrar eden bir döngü oluşabilir.
Örneğin biri yakınlık aradıkça diğeri uzaklaşır; diğeri uzaklaştıkça ilk kişi daha çok temas arar. Zamanla taraflar birbirlerinin tepkisini güçlendirebilir.
Çiftler üzerine yapılan araştırmalar, bağlanma güvensizliğinin ilişki doyumu ve istikrarsızlıkla ilişkili olabildiğini ve partnerlerin bağlanma özelliklerinin ilişki işleyişinde birlikte rol oynadığını göstermektedir.
Bu nedenle bazen “yanlış insanı buldum” diye tarif ettiğimiz durum aslında iki kişinin karşılıklı olarak tetiklediği bir ilişki düzeni olabilir.
4. Çocukluk Her Şeyi Belirler mi?
Hayır.
Bu konuda iki uç yorumdan da kaçınmak gerekir.
Bir uçta “çocukluğun hiçbir önemi yoktur” yaklaşımı vardır. Diğer uçta ise yetişkinlikte yaşadığımız hemen her ilişkiyi tek bir çocukluk olayına bağlama eğilimi bulunur.
Araştırmalar aile ve bakım ilişkilerinin sonraki romantik ilişkilerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor. Örneğin ebeveyn-ergen ilişkisinin niteliğinin genç yetişkinlikteki romantik ilişki deneyimleriyle ilişkili olduğunu gösteren uzunlamasına çalışmalar bulunmaktadır.
Fakat Fraley ve Roisman’ın yetişkin bağlanmasının gelişimine ilişkin değerlendirmesi, erken bakım deneyimlerinin önemli olabileceğini, bununla birlikte bağlantıların ölçümlere göre zayıf veya tutarsız olabildiğini ve bağlanma özelliklerinin yaşam boyunca değişebildiğini vurgular.
Bu, önemli bir özgürlük alanı açar:
Geçmiş bizi etkileyebilir; fakat bizi tek başına yönetmek zorunda değildir.
5. Benzer Partnerleri Seçmek Gerçek Bir Olgu mu?
İnsanlar romantik partnerlerini rastgele seçmez.
İdeallerimiz, değerlerimiz, sosyal çevremiz, eğitimimiz, yaşam tarzımız ve çekici bulduğumuz özellikler partner havuzumuzu etkileyebilir.
Prospektif bir araştırmada, ilişkiye başlamadan önce ölçülen ideal partner tercihlerinin daha sonra seçilen partnerlerin özelliklerini bir ölçüde öngördüğü görülmüştür.
Daha yeni çift araştırmaları da romantik partnerlerin bazı kişilik özelliklerinde şanstan beklenenden daha fazla benzer olabildiğini ve bu benzerliğin önemli bir bölümünün ilişki içinde zamanla aynılaşmaktan çok partner seçimi sırasında var olduğunu düşündürmektedir.
Bu nedenle “aynı tip” ifadesinin bazen gerçekten tekrar eden tercihlere karşılık gelmesi mümkündür.
Fakat bu sonuç yine de “insan bilinçsizce kendisine zarar verecek kişiyi seçer” gibi bir genellemeyi desteklemez. Partner seçimi çok sayıda sosyal ve kişisel faktörün birleşimidir.
6. Bazen Tekrar Eden Şey Partner Değil, Bizim Rolümüzdür
İlişkilerde fark etmeden belirli roller üstlenebiliriz.
Örneğin kişi kendisini sürekli:
• kurtaran,
• sakinleştiren,
• açıklayan,
• bekleyen,
• kovalayan,
• affeden,
• her şeyi toparlayan
kişi olarak bulabilir.
Karşıdaki insanlar değişse bile bu rol değişmiyorsa, ilişkinin verdiği duygusal sonuçlar da birbirine benzeyebilir.
Bu noktada “neden hep beni buluyorlar?” sorusunu yalnız bırakmamak gerekir.
Yanına ikinci bir soru koymak daha öğreticidir:
“Ben bu ilişkilerde tekrar tekrar hangi görevi üstleniyorum?”
Bu soru suçluluk üretmek için değil, etkileyebildiğimiz alanı görmek için sorulur.
Karşı tarafın davranışından sorumlu değiliz. Ancak kendi sınırlarımızı, seçimlerimizi, kabul ettiğimiz davranışları ve ilişki içinde ne kadar uzun süre kaldığımızı inceleyebiliriz.
7. Neden Kırmızı Bayrakları Bazen Geç Fark Ederiz?
Bir ilişki başladığında bütün bilgiler aynı anda önümüzde değildir.
İlk dönemlerde olumlu özellikler daha görünür olabilir. Ayrıca güçlü çekim, umut, yalnız kalmama isteği veya “bu kez farklı olacak” beklentisi bazı sorunları küçümsememize yol açabilir.
Bazen de problemli davranış bizim için tamamen yabancı değildir. Tanıdık bir ilişkinin içinde öğrendiğimiz bir davranış biçimi, başkası için çok erken bir sınır ihlali gibi görünürken bize “normal” gelebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, geçmişi suçlamak yerine bugünkü ölçütleri netleştirmektir.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bu davranışı ilk kez bugün görseydim, hâlâ kabul edilebilir bulur muydum?”
8. Spiritüel Gelenekler Tekrar Eden İlişkileri Nasıl Yorumlar?

Buradan sonra psikolojik açıklamadan farklı bir yorum alanına geçiyoruz.
Çeşitli spiritüel geleneklerde tekrar eden ilişkiler bazen “yaşam dersi”, “karmik örüntü”, “enerjetik bağ” veya kişinin fark etmesi gereken bir tema olarak yorumlanır.
Bu yaklaşımda aynı duygusal temanın farklı insanlarla yeniden ortaya çıkması, kişinin henüz fark etmediği bir yönünü görmesi için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
Bu tür kavramların bilimsel psikolojide kanıtlanmış mekanizmalar olmadığını açıkça ayırmak gerekir.
Bununla birlikte metafor olarak kullanıldığında şu soruyu üretmesi açısından işlevsel olabilir:
“Bu tekrar bana kendim hakkında ne gösteriyor?”
Sorun spiritüel bir dil kullanmak değildir. Sorun, bu dili kişinin şiddet, istismar veya sürekli sınır ihlali gibi ciddi durumlarda kalması için gerekçeye dönüştürmektir.
Hiçbir “ders”, bir insanın zarar gördüğü ilişkide kalmasını zorunlu kılmaz.
9. Angels Akademi Yaklaşımı: “Kim Geliyor?”dan Önce “Ben Nerede Duruyorum?”
Angels Akademi perspektifinde tekrar eden ilişkilere bakarken yalnızca karşı tarafı sınıflandırmak yeterli değildir.
“Narsistleri çekiyorum.”
“Hep kaçınan insanlar geliyor.”
“Hep enerjimi tüketen kişiler beni buluyor.”
Bu ifadeler kişinin yaşadığı deneyimi tarif etmeye yardımcı olabilir. Fakat bazen farkındalığı karşı tarafta kilitler.
Daha derin çalışma şu sorularla başlar:
• İlişkinin başında beni çeken ortak özellik ne?
• İlk rahatsızlık sinyalini ne zaman fark ediyorum?
• Hangi davranışlarda sınırımı söylemekte zorlanıyorum?
• İlişkinin devam etmesi için kendi hangi ihtiyacımı geri plana atıyorum?
• Karşı taraf uzaklaştığında bende hangi duygu ortaya çıkıyor?
• Benim için sevgi ile mücadele, belirsizlik veya fedakârlık birbirine karışıyor olabilir mi?
Amaç geçmişteki bütün seçimleri “yanlış” ilan etmek değildir.
Amaç, otomatik olanı görünür hale getirmektir.
10. Kendinizi Gözlemlemek İçin 8 Soru

Hayatınızda benzer ilişkilerin tekrar ettiğini düşünüyorsanız tek tek kişileri karşılaştırmak yerine şu sorulara yazılı cevap vermek yararlı olabilir:
1. İlişkilerin başlangıcındaki ortak çekim neydi?
Yoğun ilgi mi, gizem mi, güçlü özgüven mi, ihtiyaç duyulmak mı, zor ulaşılabilirlik mi?
2. İlk rahatsızlık sinyali ne zaman ortaya çıktı?
Ve o anda ne yaptınız?
3. Genellikle ilişkide hangi rolü alıyorum?
Takip eden, kurtaran, susan, açıklayan, bekleyen, uzaklaşan?
4. Benzer ilişkilerde aynı cümleyi kuruyor muyum?
Örneğin “biraz daha sabretmeliyim”, “beni anlayınca değişecek” veya “fazla şey istiyorum galiba.”
5. Benim için tanıdık olanla sağlıklı olan aynı şey mi?
Tanıdık olması rahatlatıcı olabilir; ama ilişki kalitesini ayrıca değerlendirmek gerekir.
6. Sınır koyduğumda karşı tarafın tepkisi ne oluyor?
Saygı mı, baskı mı, suçluluk yaratma mı, geri çekilme mi?
7. İlişki beni daha çok kendim yapıyor mu, daha az mı?
Kendi ihtiyaçlarınızı, arkadaşlıklarınızı, değerlerinizi ve kararlarınızı ne ölçüde koruyabiliyorsunuz?
8. Bu ilişkiyi seçen bugünkü ben miyim, yoksa eski bir ihtiyacım mı?
Bu soru kesin bir psikolojik teşhis değildir; kişinin motivasyonunu düşünmesi için bir öz gözlem sorusudur.
11. Tekrar Eden Döngü Nasıl Değişir?
Bir örüntüyü fark etmek onu bir gecede ortadan kaldırmaz.
Çünkü ilişkisel alışkanlıklar yalnızca düşüncelerden değil, duygusal tepkilerden, davranışlardan ve seçimlerden oluşur.
Değişim genellikle birkaç küçük noktada başlar:
• İlişkinin ilk dönemini daha yavaş yaşamak.
• Yoğun çekim ile güvenilirliği birbirinden ayırmak.
• Söylenenlerden çok davranışların sürekliliğine bakmak.
• Rahatsızlık sinyallerini hemen metafizik veya romantik bir hikâyeye dönüştürmemek.
• Sınırı daha erken ve daha açık söylemek.
• “Bu kişi beni seçiyor mu?” kadar “Ben bu ilişkiyi gerçekten seçiyor muyum?” diye sormak.
• Gerekirse psikolojik destek alarak tekrar eden ilişki örüntülerini profesyonel biçimde incelemek.
En önemli değişimlerden biri şudur:
Tanıdık olanı otomatik olarak “doğru” kabul etmemek.
Yoğun Çekim ile Güvenilirliği Birbirinden Ayırmak
Birine çok güçlü biçimde çekilmek, o ilişkinin güvenilir ve sürdürülebilir olduğunu tek başına göstermez. Yoğunluk bazen gerçek yakınlıkla, bazen belirsizlikle, bazen de eski bir ihtiyacın harekete geçmesiyle oluşabilir.
Bu nedenle yeni bir ilişkide yalnızca “Ne hissediyorum?” diye değil; “Bu kişi sözleriyle davranışlarını tutarlı biçimde bir araya getiriyor mu, sınırıma saygı duyuyor mu ve yanında kendim olarak kalabiliyor muyum?” diye de bakmak gerekir.
Sevgi bizi sürekli sınava sokan bir mücadele olmak zorunda değildir. Sağlıklı bağ; heyecanın yanında güveni, çekimin yanında saygıyı ve yakınlığın yanında kişisel alanı da taşıyabilmelidir.
12. Yanlış Bilinenler
Yanlış 1: Hep aynı tip insan geliyorsa bu kaderdir.
Bilimsel açıdan böyle bir zorunluluk gösterilmiş değildir. Partner seçimleri ve ilişki dinamikleri geçmiş deneyimler, tercihler, sosyal çevre ve birçok başka faktörden etkilenebilir; değişime de açıktır.
Yanlış 2: Her tekrar çocukluk travmasının sonucudur.
Hayır. Erken ilişkiler etkili olabilir fakat yetişkin ilişki örüntülerini tek başına açıklamaz. Güncel deneyimler, partner özellikleri ve yaşam koşulları da önemlidir.
Yanlış 3: Aynı tipe çekiliyorsam bilinçaltım zarar görmek istiyordur.
Bu tür bir ifade bilimsel olarak desteklenmiş genel bir kural değildir ve kişiyi gereksiz biçimde suçlayabilir.
Yanlış 4: Spiritüel bir ders varsa ilişkiyi sürdürmek gerekir.
Hayır. Spiritüel anlamlandırma, zarar verici veya güvensiz bir ilişkide kalma zorunluluğu oluşturmaz.
Yanlış 5: Örüntüyü fark ettiysem artık bir daha tekrar etmez.
Farkındalık önemli bir başlangıçtır; fakat yeni sınırlar, yeni seçimler ve farklı davranışlar zaman içinde pratik gerektirir.
Sonuç: Belki de Hayatımıza Aynı İnsanlar Girmiyor
Bazen gerçekten benzer özelliklere sahip partnerleri seçebiliriz.
Bazen tamamen farklı insanlarla aynı ilişki rolünü yeniden kurabiliriz.
Bazen tanıdık olan bize güvenli gibi gelebilir.
Bazen geçmiş ilişkilerden öğrendiğimiz beklentiler yeni insanları nasıl değerlendirdiğimizi etkileyebilir.
Ve bazen “kader” dediğimiz şey, henüz adını koymadığımız tekrar eden bir seçim veya ilişki düzenidir.
Bu, bütün sorumluluğu kendimize yüklememiz gerektiği anlamına gelmez.
Başka insanların davranışlarından biz sorumlu değiliz.
Ama kendi seçim alanımızı fark etmek, bize önemli bir güç kazandırır.
Bu nedenle belki de en güçlü soru şudur:
“Neden hep aynı insanlar beni buluyor?”
yerine:
“Ben hangi ilişkiyi tanıdık buluyorum, hangi rolü tekrar üstleniyorum ve bundan sonra neyi farklı seçebilirim?”
Döngü görünür hale geldiğinde, seçim de görünür hale gelir.
Bu Yolculuğu Derinleştirmek İstersen
Önceki bölüm: Sezgi mi Kaygı mı? İç Sesinizi Nasıl Ayırt Edersiniz?
Sonraki bölüm: Bir Ev Gerçekten “Ağır” Hissedilebilir mi?
Seri 05: Bir Ev Gerçekten Ağır Hissedilebilir mi?
Bu konuyu Maria Öcal’ın kendi anlatımıyla dinlemek için Angels Akademi YouTube kanalını; kısa uygulamalar ve yeni paylaşımlar için Instagram’da Angels Akademi’yi takip edebilirsin.
Angels Akademi YouTube kanalına git
Instagram’da @angelsakademi’yi takip et
Kendi iç dünyanı notların, soruların ve niyetlerinle daha derin biçimde keşfetmek istersen Maria & Ayhan Öcal’ın Işığın Hiç Sönmedi kitabını inceleyebilirsin.
Işığın Hiç Sönmedi kitabını keşfet
Sık Sorulan Sorular
Neden hep aynı tip insanlara çekiliyorum?
Tek bir nedeni yoktur. Partner tercihleri, tanıdıklık, bağlanma eğilimleri, sosyal çevre, değerler ve ilişki içinde üstlendiğiniz roller birlikte etkili olabilir.
Çocuklukta yaşadıklarımız partner seçimimizi belirler mi?
Etkileyebilir, ancak belirlemez. Erken bakım deneyimleri ile yetişkin bağlanması arasında ilişkiler bulunmuştur; bu ilişkiler değişmez veya tek nedenli değildir.
Bağlanma stili değişebilir mi?
Evet. Bağlanma eğilimlerinde hem süreklilik hem de zaman içinde değişim görülebilir. Yaşam deneyimleri ve ilişkiler bu süreçte rol oynayabilir.
Benzer kişilere çekilmek psikolojik bir sorun mudur?
Tek başına hayır. İnsanlar belirli özellikleri tercih edebilir ve partnerler bazı özelliklerde birbirine benzeyebilir. Asıl soru, tekrar eden seçimin kişinin yaşam kalitesine ve sınırlarına zarar verip vermediğidir.
“Karmik ilişki” bilimsel bir kavram mıdır?
Hayır. Karmik ilişki spiritüel bir yorum kavramıdır. Psikolojik araştırmalar tekrar eden ilişkileri bağlanma, öğrenme, beklentiler, partner tercihi ve ilişki dinamikleri gibi kavramlarla inceler.
Tekrar eden ilişki döngüsünü nasıl kırabilirim?
İlk adım ortak örüntüyü tanımlamaktır: kimi seçtiğiniz kadar ilişkide hangi rolü aldığınızı, sınırlarınızı ne zaman kaybettiğinizi ve hangi davranışları “tanıdık” olduğu için normalleştirdiğinizi gözlemlemek yararlı olabilir.
Yazar Hakkında
Maria Öcal, Angels Akademi kurucusu, eğitmen ve Işığın Hiç Sönmedi kitabının Ayhan Öcal ile birlikte yazarıdır.
Maria & Ayhan Öcal hakkında daha fazla bilgi
Kaynaklar ve Editoryal Referanslar
- Fraley RC, Roisman GI. (2019) – The development of adult attachment styles: four lessons
- Collins NL, Cooper ML, Albino A, Allard L. (2002) – Psychosocial vulnerability from adolescence to adulthood: attachment style differences in relationship functioning and partner choice
- Waters TEA, et al. (2018) – Adult attachment representations and the quality of romantic and parent-child relationships
- Conradi HJ, Noordhof A, Kamphuis JH. (2021) – Satisfying and stable couple relationships: Attachment similarity across partners can partially buffer the negative effects of attachment insecurity
- Hadiwijaya H, et al. (2020) – The family context as a foundation for romantic relationships
- Gerlach TM, et al. (2019) – Predictive validity and adjustment of ideal partner preferences across the transition into romantic relationships
- van Scheppingen MA, Olaru G, Leopold T. (2025) – Personality trait similarity in recently cohabiting couples: Partner choice, convergence, or selective breakup?
İlgili yazılar