İçeriğe geç

Ayhan Öcal

Ayhan Öcal

Sormak. Aramak. Anlamlandırmak.

Başlangıç

Ayhan'ın hikâyesi İç Anadolu'da, Konya'da başladı.

Dört çocuklu bir ailenin oğluydu. Babasının uzun yıllar yurt dışında çalıştığı, annesinin ise dört çocuğun sorumluluğunu büyük ölçüde tek başına taşıdığı bir ailede büyüdü.

Hayatın kolaylaştırdığı değil, mücadele ederek açılan yolları daha genç yaşlarda tanıdı.

Lise yıllarının ardından yaklaşık yedi bin aday arasından ilk yüz kişi arasına girerek Hava Harp Okulu'na kabul edildi.

Ardından Türk Hava Kuvvetleri'nde geçen yıllar geldi.

Subaylık...

Binbaşılık...

NATO projeleri...

Farklı ülkelerde toplantılar, eğitimler, sorumluluklar...

Dışarıdan bakıldığında yükselen, başarılı ve düzenli bir hayat vardı.

Fakat Ayhan'ın yıllar sonra çok daha derinden anlayacağı bir gerçek vardı:

İnsanın dışarıdaki başarısı, içerideki hayatının da yolunda olduğu anlamına gelmiyordu.

Hayat ona bunu oldukça ağır öğretecekti.

Kayıplar

Genç yaşta evlendi.

Bir kızı oldu.

Gülnihal.

Gülnihal geceleri babasının yanında uyurdu. Babasını çok severdi.

Ayhan da kızını...

Genç bir üsteğmenken Gülnihal'in beyninde medulloblastoma tümörü olduğu öğrenildi.

Ameliyat, kemoterapi ve ışın tedavisiyle geçen çok kısa ama bir aile için tarifsiz derecede uzun bir dönemin ardından Gülnihal hayatını kaybetti.

Bazı kayıpların üzerinden yıllar geçer.

Acının biçimi değişir.

İnsan yeniden güler, çalışır, sever, yaşar.

Ama sevgi kaybolmaz.

Gülnihal de Ayhan'ın hayatında kaybolmadı.

Ardından Mert dünyaya geldi.

Hidrosefali ile doğmuştu.

Bu sırada evlilik de sona doğru ilerliyordu.

Ayrılık gerçekleşti.

Bir süre sonra Ayhan oğlunu da kaybetti.

Henüz genç sayılabilecek bir yaşta iki evladını toprağa vermiş, evliliği sona ermişti.

Ve kendi içinde bir karar aldı:

Bir daha evlenmeyecekti.

Fakat insan bazen bütün geleceğini, o günkü acısının içinden görerek yazmaya çalışır.

Hayatın yazdığı hikâye ise bambaşka olabilir.

Maria ile kesişen yol

Bir Brüksel dönüşü...

Bir uçak yolculuğu...

Ve Maria.

İki ayrı hayat ilk kez orada karşılaştı.

Ayhan yeniden evlendi.

Ama Maria'yla karşılaşması geçmişi bir anda silmedi. Maria da kendi yaşamından getirdikleriyle gelmişti; Ayhan da.

İki insanın birbirini sevmesi, taşıdıkları bütün yüklerin kendiliğinden ortadan kalkmasına yetmiyordu.

Daha balayında kavga ettiler.

Evliliklerinin ikinci yılında neredeyse ayrılıyorlardı.

İş yaşamlarında ise tam tersi oluyordu.

Başarı büyüyor, maddi imkânlar artıyor, dışarıdaki hayat güçleniyordu.

Dışarıda zirveye yaklaşırken, içeride dibe doğru gidiyorlardı.

Sonra dışarıdaki düzen de bozuldu.

Büyük bir maddi kayıp yaşadılar.

Kurdukları düzen sarsıldı.

Sahip olduklarının önemli bir bölümünü kaybettiler.

Hayat sanki ikisine birden aynı soruyu soruyordu:

“Elinizdekiler giderse, geriye sizden ne kalır?”

Aile ve sorular

Bu yılların içinde üç oğulları dünyaya geldi.

Hayat artık yalnız Maria ve Ayhan'dan ibaret değildi.

Anneydiler.

Babaydılar.

Bir aileydiler.

Fakat hâlâ cevaplayamadıkları sorular vardı.

Neden bazı olaylar insanın hayatında tekrar tekrar yaşanıyordu?

Neden insan bazen neyin yanlış olduğunu bildiği halde aynı yere dönüyordu?

Bir ailede yaşanan bazı ilişki biçimleri neden sonraki kuşaklarda da farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyordu?

İnsan yalnız kendi yaşadıklarını mı taşıyordu, yoksa ailesinden öğrendiği ve farkında olmadan sürdürdüğü örüntüler de hayatının bir parçası mıydı?

Ayhan'ın insan davranışına, bilinçaltına, enerji çalışmalarına ve zamanla manevi öğretilere yönelen arayışının arkasında yalnızca merak yoktu.

Kendi hayatının cevaplanmamış soruları vardı.

Açılma

Sonra Maria'yla birlikte hayatlarında yeni bir dönem başladı.

Bugün yaşadıkları bazı manevi deneyimleri kendi dünyalarında bir “açılma” dönemi olarak tanımlıyorlar.

Fakat bu dönem, bütün cevapların bir anda bulunduğu kolay bir aydınlanma olmadı.

Yaklaşık iki yıl boyunca yoğun biçimde sorguladılar.

Ağladılar.

Yanıldılar.

Doğru bildiklerini yeniden gözden geçirdiler.

Yeni öğrendikleri şeyleri uygulamaya çalışırken hatalar da yaptılar.

Ve bazen bu hataların sonuçlarıyla yüzleştiler.

Bu dönem Ayhan'a belki de hayatının en önemli derslerinden birini öğretti:

Bilmekle anlamak aynı şey değildi. Anlamakla yaşamak da.

İnsan bazen yıllarca başkalarında aradığı cevabın karşısına, kendisine bakmaya cesaret ettiğinde çıkıyordu.

Bugün

Bugün Ayhan 65 yaşında.

Ve geriye baktığında sanki tek bir hayat değil, birbirinden oldukça farklı dönemlerden oluşan uzun bir yol görüyor.

Başarılar var.

Kayıplar var.

Yanlış kararlar var.

Yeniden başlangıçlar var.

Maddi yükselişler ve düşüşler var.

Babalık var.

Evlilik var.

Arayış var.

Ve bütün bunların ardından gelen başka bir dönem...

Denge.

Bugün Maria'yla birlikte kurdukları yaşamda huzur var.

Üç oğullarının kendi yollarında büyümelerini izlemenin mutluluğu var.

Yeniden kurulan maddi bir düzen var.

Birlikte üretmek var.

Öğrenmeye devam etmek var.

Ve şükür var.

Belki de Ayhan'ın hayatının bugün geldiği yerde en kıymetli tarafı budur:

Hikâye acıda bitmedi.

Geçmiş değişmedi.

Ama geçmişin bugünü yönetme biçimi değişti.

Çünkü dönüşmek, yaşananları yok etmek değildi.

Yaşananların içinden başka bir insan olarak çıkabilmekti.

Huzuru öğrenmek

Bugün Ayhan'ın bir insana anlatmak istediği şey yalnızca öğrendiği bilgiler değildir.

Yaşayarak öğrendikleridir.

Çünkü bazı bilgileri kitaplardan öğrendi.

Bazılarını eğitimlerden.

Bazılarını insanlardan.

Bazılarını ise hayat, oldukça ağır bir bedelle öğretti.

Maria'yla birlikte bugün yaptıkları çalışmaların ardındaki niyetlerden biri de burada doğuyor:

Kendi yıllarında fark etmekte zorlandıkları bir şeyi başka biri belki daha erken fark edebilir.

Onların düştüğü her çukura bir başkasının da düşmesi gerekmeyebilir.

Bir insan kendisine başka türlü bakmaya başladığında belki eşine davranışı değişebilir.

Çocuğuna söylediği bir cümle değişebilir.

Bir öfkeyi sürdürmek yerine bırakabilir.

Bir ailede yıllardır tekrar eden bir davranış, ilk kez bir kişide durabilir.

Ve bir insanın içindeki değişim başka bir insana dokunabilir.

Ayhan bugün hâlâ soruyor.

Hâlâ araştırıyor.

Hâlâ öğreniyor.

Fakat gençliğindeki soruyla bugünkü soru aynı değil.

Bir zamanlar:

“Neden bunları yaşadım?”

diye sorarken...

Bugün belki daha çok şunu soruyor:

“Yaşadıklarımdan başka bir insanın yoluna ne bırakabilirim?”

Çünkü hayatının ilk döneminde başarıyı öğrendi.

Sonra kaybetmeyi.

Sonra yeniden başlamayı.

Ve yıllar sonra belki en zor olanı:

Huzuru öğrenmeyi.

Sık sorulanlar

Ayhan Öcal’ın yolculuğunu ne özetler?

Sormak. Aramak. Anlamlandırmak. Ve yıllar sonra belki en zor olanı: huzuru öğrenmek.

Ayhan Öcal Maria Öcal ile nasıl bağlı?

Birlikte Angels Akademi’yi kurmuşlardır. Birlikte çalışıyor, üretiyor ve öğrenmeye devam ediyorlar.